Erkekler Ne: Ister
Dışarı çıktıklarında hava serinlemişti. Arda’nın arabası valenin getirmesini beklerken, Aslı bir şey fark etti. Arda ona bakmıyordu. Telefonuna bakıyordu, saate bakıyordu, ufka bakıyordu. Her yere bakıyordu da, Aslı’nın gözlerinin içine bakmıyordu.
Oysa sorun vardı. Sorun, üç aydır bu randevuyu erteliyor olmasıydı. Sorun, her buluşmalarında aynı şeydi: o gelir, Aslı beklerdi. Küçük bir şeydi belki, ama küçük şeyler… işte onlar birikirdi.
“Bugün beni gördün mü?”
“Yani,” dedi Aslı, “bir kadının sana ‘nasılsın’ diye sormasını bekleme. Önce sen sor. Bir kadının seni dinlemesini bekleme. Önce sen dinle. Bir kadının senin dünyana girmesini bekleme. Önce sen onunkine gir.”
Rüzgâr saçlarını uçuşturdu. Aslı bir an düşündü. Sonra yavaşça, her kelimesini tartarak söyledi: Erkekler Ne Ister
Yürüdü. Arkasından bakakaldı Arda. Elindeki telefon titredi, bir bildirim geldi. Ama bu sefer bakmadı.
“Ben metroyla gideyim,” dedi. “Yoruldum.” Dışarı çıktıklarında hava serinlemişti
Yemek boyunca Arda işten bahsetti. Terfiden, yeni projeden, patronun ne kadar haksız olduğundan. Aslı dinledi. Başını salladı. “Anlıyorum,” dedi. Sonra, araya girmeyi denedi: “Ben de geçen gün ofiste…”